13 Ekim 2010 Çarşamba

yalnızlık / P.1

yalnızlığa çekilmek mi istersin kardeşim?
kendine varan yolu aramak mı istersin? biraz dur da beni dinle.
“arayan, kolay yiter. her türlü yalnızlık suçtur.” böyle der sürü.
ve sen sürüdendin uzun bir süre.
sürünün sesi daha sende çınlayacak.
...ve sen desen: “ artık sizinle ortak vicdanım yok benim”

yakınma ve ağrı olacak bu.derdinin yolunu, yani kendine varan yolu yürümek mi istersin?
öyleyse hakkını ve bu işi becerecek gücünü göster bana!
sen yeni bir güç ve yeni bir hak mısın? bir ilk devinme misin?
bir kendi kendine dönen tekerlek misin?
yıldızları kendi çevrende dönmeye zorlayabilir misin?
yazık, yüksekliğe tutkunluk öyle çok ki!
gözü doymaz kişilerin çırpınmaları öyle çok ki!
tutkun ve gözü doymaz bir kişi olmadığını göster bana!
özgür mü diyorsun kendine?
egemen düşünceni işitmek isterim ben senin, boyunduruktan kurtulduğunu değil.
kendi kötün ile kendi iyini kendine sağlayabilir misin,
kendi istemini bir yasa olarak kendi üstüne asabilir misin?
kendi kendinin yargıcı olabilir misin?
bugün kalabalığın acısını çekersin daha, ey tek kişi:
bugün yürekliliğin tam daha ve umutların.
ama bir gün yalnızlık yoracak seni,
bir gün eğilecek gururun ve yürekliliğin yılacak. bir gün haykıracaksın:
“yalnızım ben!”
yalnızı öldürmek isteyen duygular vardır; başaramazlarsa, kendileri ölürler sonra!
ama sen buna yeterli misin, katil olmaya?
kardeşim, ‘horgörme’ sözcüğünü tanıdın mı?
peki doğruluğunun, seni horgörenlere karşı doğru olmanın ağrısını?
onlar haksızlık ve çamur atarlar yalnızca; ama böyledir diye, kardeşim,
yıldız olmak istersen, daha az ışık saçmamalısın onlara!
ve iyilerle doğrulara karşı tetikte ol!
onlar, kendi erdemini yaratanları çarmıha germeye can atarlar,
onlar yalnızlardan nefret ederler.
kendi sevginin baskınlarına karşı dahi tetikte ol!
her önüne gelene elini uzatmaya pek hazırdır yalnız kişi.
elini değil, yalnız pençeni uzatmalısın nice kimselere;
hani pençenin tırnakları da olursa, yok mu…
ama karşına çıkabilecek en çetin düşman kendin olmalısın hep;
sen mağaralarda ve ormanlarda kendine pusu kurarsın.
kendi yalımınla yakmaya hazır olmalısın kendini;
önce kül olmadan nasıl yeni olabilirsin ki!
sevginle git yalnızlığına, kardeşim,
yaratmanla git, doğruluk ancak daha sonra topallar ardın sıra senin.
benim gözyaşlarımla git yalnızlığına, kardeşim.
kendinden öte yaratmak isteyeni severim ben,
ve böylece yok olanı.

7 Ekim 2010 Perşembe

Dosto P.1

Mutlu olmanın iki yolu var: ya isteklerinizi azaltacaksınız ya da imkanlarınızı zorlayacaksınız.!

F.M.Dostoyevsky

1 Ekim 2010 Cuma

30 Eylül 2010 Ozzy Ozbourne İstanbul Konseri - İzlenimlerim

30 Eylül gecesi İstanbul Boğazı’na gökten bir Tanrı indi…Evet kesinlikle tanımlama buydu..Kuruçeşme Arena’daki binlerce insan adeta tek bir insan oldu. 12 yaşından tutun 65 yaş grubuna kadar bir sürü insan aynı anda şarkılara eşlik etti. Orada o akşam olan adeta bir ayindi. Tanrı’mız bizi yönlendirdi ve biz de ona itaat ettik.
Tanrımız bize “ooo oo oooo” çektirdi, biz itaat ettik.
Tanrımız “zıplayın” dedi, biz itaat ettik.
Tanrımız “çığlık atın” dedi, biz itaat ettik…
İsyankâr ruhun en asil duruşu, kendi Tanrısı’nın önünde secde etmekti. Biz de o gece bunu yaptık…
Binlerce genç insan vardı orada o akşam ama aramızda en genç olanı kesinlikle ve kesinlikle Ozzy idi…Bir an olsun enerjisini düşürmeden, üstelik yaşından beklediğimizin de üzerinde bir performans sergiledi. Sahnede adeta bir Tanrı gibiydi…Bir ara yerden bir miktar yükselip o şekilde şarkı söylemeye devam edeceğini düşünmedim değil...
Peki hangi Tanrı, ona inanların önünde secde edebilirdi? Tabi ki Ozzy…
Her an her dakika “I love you fuckin’ all!!!” “God bless you all!!” “You’re the number onee!!” diye bağırıp, hoplayıp zıplayarak bizi iyice coşturdu. O muhteşem samimiyeti, o muhteşem alçak gönüllülüğü ve sanki oyuncağıyla oynayan bir çocuğun içten, şirin gülümsemesiyle bizleri mest etti “Ozzy dede”.
Hangi Tanrı bunu yapabilirdi? Tabi ki Ozzy…
Böylesine bir efsaneyi en önde izlemek şansına erişen biri olarak kendimi hakikaten “blessed” hissediyorum. O gece Tanrı oydu ve bizi kutsadı gerçekten de…
Bizleri, sahnenin kendine göre sol tarafından başlayıp elindeki köpük tabancasıyla köpüklere boğdu ve üstümüze kova kova su dökerek kutsadı..:)
Ben bu köpükleme işlemini kaydederken Ozzy’nin yavaş yavaş bizim tarafa yönelmesi ve bir anda görüntünün gitmesi, sonra tekrar görüntü geldiğinde köpüklü bir mercekle etrafın buğulu görüntüsü hakikaten sonradan izleyince de gene o anlara döndürdü beni ve yüzümde bir tebessüm belirdi.J
Bizi köpükledikten sonra kendini de köpükleyip bembeyaz bir şekilde zıplayıp hoplaması ise bambaşka bir olaydı…Görülmeye değer bir olaydı…O anda ışığın da etkisiyle sahnede tam bir Tanrı oldu…Çocuklar gibi neşeli, enerjik bir adam.
“One more songgg!, One more songgg!” diye bağırarak bizleri de gaza getirip arka arkaya 4-5 şarkıyı sıraladı Ozzy dede.
Toplu bir orgazm, toplu bir ayin havasıydı o gece Boğazdaki. Ellerimiz bir an olsun inmedi, ıslıklar, çığlıklar bir an olsun dinmedi.
Bunun dışında grup olarak çok çok iyi bir performans sergilediler.

Ozzy sahneye tamı tamına 20:57’de çıktı. Ki bunun 2 dakika öncesinde sahne arkasından bizlere “ooo ooo ooooo” çekti. Bu sesin duyulmasıyla birlikte hepimiz transa geçmiş gibiydik zaten. Bir anda dikkatler sahneye yöneldi topluca.
Arkasından “let the madness beginnn!!” diye Ozzy delisi bağırdı ve çılgınlık başladı…

Konser setlist’i şu şekildeydi:


İlk iki şarkıda pek bir şey anlayamadık zira inanılmaz hızlı bir şekilde başladılar. Enerji tavan yapmıştı resmen. Ozzy çılgın atmaya başladı bir anda, biz onu gördük transa geçtik ve ilk şoku atlattıktan belli bir süre sonra “biz de ona ayak uydurduk” mecburen. İlk 2 şarkıdan sonra bilincimiz yerine geldi, şöyle bir silkindik ve sonrasında hayvanlar gibi böğürerek konsere devam ettik.
En ufak bir ara bile vermediler, aşırı süratli ve artan bir enerjiyle arka arkaya sıraladılar bütün şarkıları ve tam 107 dakika sahnede kaldı Ozzy. Konser bittiğinde ilkin “ne çabuk bitti yaaa” dedim etrafımdakilere. Sanki neredeyse 2 saat boyunca zıplamamışım ve sadece yarım saat sürmüş gibiydi. Doyamadım, doyamadık…
Herkesin mutabık olduğu bir kanı vardı sanırım bu konserle ilgili olarak: “ben şu yaşımdayım(20-25), adam 62 yaşında ve bu enerjiyle ancak 15 dakika dayanabilirdim o tempoya”. Ozzy 12875564 yaşında olmasına rağmen( J ) bir an olsun durmadı, enerjiyi düşürmedi. Biz yorulduk, o yorulmadı. O yaşına rağmen öyle bir hali, tavrı, öyle bir enerjisi vardı ki yorulduğu anlarda bile durmamasını görmek…İnsan bunu izlerken ayrıca duygulanıyordu zaten. Resmen bir efsane olduğunu kanıtladı o halleriyle. O samimiyetini, o içtenliğini o kadar güzel yansıttı ki bize… Konser sonunda hepimizin ağızları kulaklarına kadar varmıştı…

Bas gitarda: Rob Blasko Nicholson.à Acayip karizmatik ve çoook aşmış, sahneye inanılmaz hakim ve de çok artistik bir adam. Hali, tavrı, attığı solo görülmeye, duyulmaya değerdi. Çok sağlam bir eleman. Sahnede tıpkı diğerleri gibi o da Tanrılaştı.
Bateride: Tommy Clufetosà İnanılmaz bir drum solo attı, hepimizin ağzı bir karış açık kaldı. Adamın uzaylı olmasından şüpheleniliyor bu konser sonrasında..Konserin en muhteşem anlarından birisi de bu adamın drum solosu attığı bölümdü. Muhteşemdi.
Elektrik gitarda: Gus G. à Gayet bulunduğu pozisyonun hakkını vermiş, manyak bir gitarist. Gayet yetenekli ve de şarkıların orjinallerine sadık kalarak attı sololarını. Kanımca bazı Ozzy hayranlarının “Zakk Wylde” takıntısını aşmalarına epey yardımcı olmuştur o gece. Gerçekten sağlam çaldı.

Bonuslarım ise;

- Tamı tamına Blasko’nun önünde olmam dolayısıyla kendisinden bir adet pena ve de konserin sonlarına doğru bir ara boynunu sildiği terli bir adet havlu,
- Gus G.’nin gene benim bulunduğum yere geldiği sırada attığı bir adet pena.
-  Muhteşem Ozzy’nin muhteşem ayinine ait bir sürü video çekimi, bu muhteşem gecenin ölümsüzleşmesini sağlayacak kayıtlarım.

Tabi ki bu ganimetleri toplamamda sahne önünde duran, tepkisiz abinin çok büyük emeği, hakkı vardır. Zira kendisi yerden bu penaları benim ricamla(yalvarma, yakarmalarımla) alıp avuçlarıma bırakmıştır. Kendisine de teşekkürü bir borç bilirim. JJ

Ayrıca Blasko, bu sözlerim sana; durup durup bana göz kırptın, bunları unuttum sanma, bir ben değil herkes görmüş. Utandım vallahi millet bana söyleyinceJ Hepsi iyi de öyle göz kırpmaynan olmuyor be güzelim, bir öpücük vereydin havluyu kucağıma atacağınaJJ      

Ozzy’nin bana ettikleri;

- Köpük+Su dolayısıyla merceği buharlaşmış bir fotoğraf makinesi,           
- Köpük+Su+Boğaz Rüzgarı dolayısıyla tutulmuş bir boyun, omuz ve  kollar,  
- Tepinmek ve debelenmekten dolayı vücudun çeşitli yerlerinde      görülen ezikler, 
- Konser boyunca bös bös böğürmekten kaynaklı geçici ses kısılması,
   - Sol kulağın ırzına geçilmesinden mütevellit, söz konusu kulakta geçici duyma kaybı,
   - Tanımadığın insanlarla aranda vuku bulan samimiyet haliJ,
- Mutluluk, mutluluk, mutluluk, mutluluk…

Son olarak bu konserle ilgili söylemek istediğim birkaç şey;

Biletlerin üzerinde saat 21:00’ de başlayacak diye gösterilen konserin, biz saat 22:00’ ye doğru başlamasını beklerken saat 20:57’ de başlamış olması gerçekten bizleri dumura uğratan bir şey oldu. O anda her konsere en az 40 dakika geç başlayan, bizim beş para etmez şarkıcı müsvettelerini düşünüp, “işte sanatçı dediğin budur” dedim…

Ozzy, İstanbul’a ve oradaki binlerce kişiye neden “efsane” olduğunu çok çok güzel kanıtladı. Ne ipe sapa gelmez kaprisler, ne samimiyetsizlik ne de kibir…Bunların hiçbirisi O adamda yoktu. Tam tersine inanılmaz bir alçakgönüllülükle, bir de bizleri coşturarak, en güzel şekilde konserini verdi ve gitti. Sessiz sedasız…

Bizim Türkiye olarak ayıbımız ise, gerekli gereksiz bütün grup ve sanatçıların gelişini bangır bangır veren televizyonların, gazetelerin bu olayı hiçbir şekilde sallamaması ve gündeme getirmemesi oldu. Adam, metal’in babası olarak anılan ve milyonlarca hayranı bulunan bir adam, ülkene gelmiş ve sen bir satır bile yer vermiyorsun. Bu büyük ayıp ve de büyük kayıptır bizim açımızdan bence.

Ama Ozzy hepsine rağmen son derece mutlu ve çocuklar gibi heyecanlı, neşeliydi…O bizim önümüzde secde etti, biz de bir an bile durmadan  onunla coşarak onun önünde secde ettik. Hayatım boyunca unutmayacağım, muhteşem bir konserdi. Ödediğim paranın hakkını kuruşuna kadar vermiş bir konserdi. Net. Gelmeyenler çok şey kaybetti bence. Çünkü ben hala zikir halinde gibiyim…
Dünya gözüyle Ozzy’yi görmek rüya gibiydi…

Son olarak kendisine buradan bağırıyorum: “WE ALL LOVE YOU FUCKING MAD!!J
Ve “NE İÇTİYSEN AYNISINDAN BEN DE İSTİYORUM OZZYY!!” diyorum… JJJ